Ortaya karışık
Biraz tatsız bir dönem geçirmekteyim, burayı oldukça ihmal ettim. Son yazdığım şeye de anlam veremediniz belki, çekemediğim, kaçırdığım fotoğraflardı onlar diyelim... Bir şekilde kayıt altına almak istediğim, önünden gelip geçtiğim, gündelik sahneler. Arkası gelir mi, gerek var mı bilmem. "L'homme qui marche" diye bir manga vardır böyle sadecik, mütevazı ama pek keyifli, bir adam ve onun karşılaştığı sıradan şeyler, yürürken gördüğü minik ayrıntılar üzerine. Gördüğü şeylere karşı duyduğu önyargılardan uzak, naif şaşkınlık pek hoştu. Eline su dökemeyiz elbette. Haşa!
Tatsız bir dönem geçiriyorum demiştim. Gençliğimi özlüyorum yahu :) Sorumluluklar aniden bastırdı, risk alma, çuvallama, balıklama atlama, çivileme dalma yeteneğimi yitirdim. Nefes almaya ihtiyacım var. Böyle değildim. Aklıma esti mi giderdim. Şimdi bir çok insan gibi ben de "Ah o gençliğin heyecanı ve deli cesareti şimdi olsa, şimdiki aklımla, tecrübemle, genişlemiş ufkumla birleştirebilsem..." diyorum, diyorum da... Tecrübeler artıp kafa açıldıkça hayaller, istekler artıyor ama risk alma cesareti köreliyor sanki. Bazı olanaksızlıklar ve ülkedeki çoraklaşan ortamın da mı etkisi var acep, bilinmez. Neyse, uzatmayalım...
Chan-Wook Park’ın üç filmlik intikam zincirinin kuvvetli bir halkası olan, İntikam Meleği - Sympathy for Lady Vengeance (Chinjeolhan geumjassi) isimli filmi izledim geçenlerde. Filmin hapishanede geçen bölümlerindeki atmosfer bana memleketimin gecekondudan bozma taşra üniversitelerindeki öğrenci yurtlarını anımsattı. Oralarda bir süre takılmış olan ne demek istediğimi anlar, hocasından öğrencisine, personeline, tiplerin ucube sirkinden farkı yoktur, nasıl renkli, nasıl kasvetli, nasıl tuhaf, nasıl da kapalı kutu, kaynayan kazan, yaşayan bilir ancak... Konumuza dönecek olursak, evet, nefis bir intikam şiiridir bu film ve tepeden tırnağa kadınca bir intikamdır, çevirip çevirip okuyunuz.
Bir de Latcho Drom'dan söz etmek istiyorum. 1948 Cezayir doğumlu Roman yönetmen ve müzisyen Tony Gatlif'in Hindistan başlayıp İspanya'da biten filmi. Çingeneler, müzik, dans, yol, yolculuk... Daha ne denilebilir ki... Film elbette ki baştan sona izlenilesi bir film, ben Mısır sahnelerine özellikle bayıldım. Muhteşemdi. Müzikler de zaten leziz, filmin ardından dinlemeye devam edilebilecek cinsten. Klişe olacak ama, bu görsel ve işitsel ziyafeti kaçırmayın :)Aklımda şugar bir mevzu var. Üşenmezsem, fırsat bulursam yakında ilginç bir yazı yazacağım. Tanrıçalar, siyah Meryem, İsis, Amazonlar, "orisha"lar, Yemaya, voodoo, hodoo, Şamanizm, aşk, entrika, gizem, skandal, mandal, pek yakında hepsi burada. Arayı açma, takipte kal, ben tembellik edersem yorumlarla dürt, velinimetini, yazarını uyandır diye söylüyorum sayın okuyucu!
